Ali İtak - 24 Nisan 2015

 

images 20lik-dis-cekimi

 

Sol taraftaki alt ve üst 20’lik dişlerimi aldırdıktan sonra ekşi sözlükteki bu alıntı çok hoşuma gitti ve  tamamen gerçek…

 

***ALINTIDIR***

geç dişlerinden yana çok derdi olmayan lost one yıllardan sonra ilk kez yirmilik dişi için dişçiye gider…

doktor: * hmmm, çok zor bir ameliyat olmayacak… ben burada * halledebilirim…
lost one: ameliyat??
doktor: ameliyat dediğime bakma, ufak bir operasyon… bir saat bile sürmez…
lost one: bir saat??
doktor: şimdi uyuşturalım çeneni, başlarız birazdan…
lost one: birazdan??
doktor: aslında bir hafta öncesinden antibiyotik kullanman lazımdı ama çok da gerek yok gibi görünüyor…
lost one: antibiyotik??

….

yanmış et kokuları içinde bir saatten fazla süren bir operasyon geçiren lost one, ameliyat sonrasında elinde yirmilik dişiyle doktoru dinlemektedir…

doktor: beklediğim kadar kolay bir ameliyat olmadı, ama yine de iyi geçti… 24 saat sigara yok, katı gıda yok, çok sıcak ya da soğuk yok… haftaya gel, dikişleri alalım…
lost one: sigara yok, çay yok??
doktor: acil bir durum olursa ararsın, bu cep telefonum…
lost one: acil durum??

….

eve dönen lost one akşama doğru şişmeye ve morarmaya başlayan çenesinin ağrısına dayanamayarak annesine doktoru aratır, zira kendisi konuşacak halde değildir… doktor antibiyotik yazar, nöbetçi eczane bulunur, ilaç eve getirilir… ancak lost one antibiyotiği içecek kadar bile açamıyordur çenesini… “24 saat sigara, katı gıda yok, sonra istediğini yersin” diyen doktor lanetlerle anılarak bir hafta boyunca püre kıvamında gıdalarla beslenilir… bir haftanın sonunda dikişlerin alınma vakti gelmiştir… karşısında sol tarafından yeni ve mor/yeşil bir baş vermiş lost one’ı görmek doktoru biraz şaşırtır…

doktor: hmmm, beklediğimden daha zor bir ameliyat oldu…
lost one: zor?? *

….

dikişleri alınmış, şişi inmeye yüz tutmuş, nispeten rahatlamış olan lost one son bir kez daha doktora gitmek zorunda kalır… zira diline sürekli takılan bir şey vardır ameiyat yerinde…

doktor: hmmmmm, çok zor bir ameliyat oldu… çene kemiğinin bir kısmı dışarıda kalmış… telaşlanma, o kendi kendine diş etiyle kaplanır bir süre sonra…
lost one: dışarıda kemik kalmış??
doktor: aslında normalde bu işlem için çene cerrahı çağırıyordum ama seninki kolay olur diye düşündüm… sen bir süre uğramazsın bana herhalde, ama sonra gel de ötekileri çekelim… çenende yer yok, çıkamaz onlar…

koşar adım çıkılan muayenehaneye elbette bir daha dönülmez…

….

çene cerrahına vereceği parayı da kendisi alabilmek gibi ulvi bir nedenden bana bu acıları yaşatan, basit önlemlerle önü alınabilecek birçok sıkıntıyı burnumdan gelerek çekmeme neden olan sevgili doktoruma buradan en derin sevgilerimi yollayarak bu işleme tabi tutulacak olan arkadaşlara altını çizerek şunu tavsiye ediyorum *:

bu ameliyatı bir çene cerrahı yapsın!! zira bu resmen bir ameliyat!!

Ali İtak - 23 Mart 2015

fft81_mf3705219

22.01.2015 akşamı oynanan derbi maçında bu adam her şeyin önüne geçerek formasını maç oynanırken çıkarıp, resmen FENERBAHÇE takımından daha büyük olduğunu iddaa etmiştir.

Şanlı Fenerbahçe formasını yere atması skandalı ve terbiyesizliği ise Teknik Direktör İsmail Kartal tarafından neredeyse ödüllendirilmiştir.

Artık yeter EMENİKE…

Bu takımdan defol git..

Bu adam müsvettesine çanak tutan ve onu bu kadar şımartan, takını ise resmen yürüten İsmail Kartal,  sana bu gömlek bir değil üç beş beden dar gelmektedir. Daha fazla rezil olmadan sende bas istifanı git.

Emre, Caner. Mehmet Topal, Alves, Diego, Volkan kimse bu takımdan büyük değildir.

BEN BÖYLE YÜRÜYEN VE MÜCADELE ETMEYEN, BAŞTAN PES ETMİŞ BİR FENERBAHÇE İSTEMİYORUM….

Aziz Yıldırım’a da söyleyecek sözüm var;

1. Senin başkanlığında GS süper kupa ve uefa kupası kaldırdı. Tesadüf dedin.

2. Denizli’de son maçta şampiyonluğu kaybettin.

3.Kendi sahamızda GS’ye son maçta şampiyonluğu verdin ve sahamızda şampiyonluk kupası kaldırdılar.

4. Üçüncü yıldızı GS önce taktı

5. Şike mevzularında bizi rezil kepaze ettin.

Artık kabul et başarısız bir başkansın.

 

50975

Artık tüm resmi işlemlerin elektronik ortamda ve kağıtsız halledilmesi hedefleniyor. (Nüfus, tapu, ruhsat, ehliyet, ikametgah, noter, adres bilgileri gibi)

Bu güne kadar sadece Bolu ilinde pilot uygulaması yapılan elektronik kimlik kartlarının 2015 sonuna kadar tüm TC. vatandaşlarının sahip olması planlanıyor.

Yeni kimlik kartlarının özellikleri olacak?

-Taklit edilemez olmakla beraber, tahrip ya da tahrif edildiğinde tespit edilmesine imkan veren görsel ve mantıksal güvenlik özelliklerine sahiptir.

-En az 10 yıl dayanıklılığa sahip malzemeden üretilmiş olan kart gövdesine sahiptir.

-T.C. Kimlik Kartı, vatandaşın rahatlıkla taşımasına ve kullanmasına olanak verecek şekilde, kimlik kartları için belirlenen uluslarası standartlara uygun olacak şekilde, standart bir akıllı kart boyutlarındadır.

-T.C. Kimlik Kartı, vatandaşın rahatlıkla taşımasına ve kullanmasına olanak verecek şekilde, kimlik kartları için belirlenen uluslarası standartlara uygun olacak şekilde, standart bir akıllı kart boyutlarındadır.

-Vatandaşa ait nüfus ve fotoğraf bilgilerinin önyüzünde ve arkayüzünde bulundurması ile kolay, hızlı ve güvenli görsel kullanım sağlamaktadır.

-Kamu kurum ve kuruluşlarında uzaktan (elektronik) sağlanan hizmetlerin kullanımı sırasında, vatandaşlar için kişisel kimlik doğrulama amacıyla kullanılacaktır.

Hayırlı olsun diyelim…

50974

Ali İtak - 01 Eylül 2014

mrkefnd kftcisi

 

Filizler köftecisindeki kötü maceramdan sonra yolum düştü ve Merkez Efendi köftecisine gitme imkanım oldu. Filizler köfte maceram eski yazılarımda mevcuttur, isterseniz okuyabilirsiniz.

Neyse;

Merkez Efendi Köftecisi yeni yerine taşınmış. Eski yerinin yanındaki sokak içinde. Önünde ve arkasında bahçesi var. Açık hava isteyenler veya sigara içenler için çok keyifli olmuş. İki katlı bina ve tamamı onlara ait.  Alt katı ve üst katı klimalı. Hizmet güzel, köfteler güzel, piyaz güzel, ayran güzel, biberler güzel ve en önemlisi hesap güzel.

Bir buçuk köfte siparişi verdim, arkadaş bana dedi ki; ” Size bir porsiyon köfte getirelim, bu porsiyon bitsin diğerini sonra getirelim. Soğumasın”.

Esnaflık bu işte.

Siparişten 6-7 dakika sonra istediğim her şey masadaydı.

Bu arada diğer yarım porsiyonu isteyemedim çünkü doydum.

Sonuç; köfte yemek isteyen köfte meraklıları.

Adresiniz muhakkak “Merkez Efendi Köftecisi” olmalı

Macera aramayın, üzülürsünüz.

 

Ali İtak - 30 Ağustos 2014

sarsilmaz

Savunma Sanayii Müsteşarlığı, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensuplarının 9 mm tabanca ihtiyacı için Sarsılmaz Silah Sanayii tarafından üretilen Kılınç 2000 Mega modeli tabancayı tercih etti.

aa20b7a5-9a80-4913-aa72-4c1bf7246bad

SSM’den yapılan açıklamada, tabancalarda ilk kez bir yerli üreticiden doğrudan hazır ürün alımı yapıldığı belirtildi. Yüksek teknik ve fiziki kabiliyetler yanında ergonomik özellikleri nedeniyle Kılınç 2000 Mega’nın tercih edildiği kaydedildi. Tabancanın başlangıç olarak 8 bin 600 adet sipariş edildiği vurgulandı. Proje kapsamında Sarsılmaz Silah Sanayii ile sözleşmenin de imzalandığı bildirildi.

Türkiye’de hafif silahlarda uzun yılların ardından yerlileşme eğilimi arttı. TSK, Emniyet Genel Müdürlüğü, Gümrük, Ceza İnfaz Kurumu gibi beylik silah kullanan kurumlarda, kurumsal alım olarak 80’li yılların sonuna kadar ağırlıklı olarak MKEK üretimi tabancalar kullanılmış, diğer silahların satın alınması ihtiyari olarak personele bırakılmıştı. Daha sonraki dönemlerde ithal silahlar kullanılsa da 90’lı yıllardan itibaren bu alandaki firma deneyimlerinin artmasının ardından, özel sektörden yerli üretim silahlar tercih edilmeye başlandı. Tabanca dışında temel hafif silah olan piyade tüfeği geliştirilmesi de SSM tarafından yürütülmüştü. MKEK ve Kale’nin ortaklaşa geliştirdiği MPT-76 piyade tüfeğinin ilk grubu teslim edildi.

piyade-tufek-mkek-1

Emniyet de yerli silah kullanıyor

Öte yandan, Emniyet Genel Müdürlüğü’nün geçen yıl açtığı ihaleyi de yerli firma Samsun Yurt Savunma, Canik 55 TP9 modeli ile kazanmıştı. Bu model, polimer gövde ve klasik horoz ateşleme sistemi yerine iğne ateşleme denilen farklı bir mekanizmaya sahip.

Ali İtak - 23 Mayıs 2014

sytn

 

Günlerden bir gün şeytanın yolu bir köye düşmüş.

 

Keyfi yerinde olan şeytan sırtını bir ağaca dayamış ve buzağısı kazığa bağlı olan ineğini sağan genç bir kadını uzaktan izlemiş.Şeytan kadını epeyce izledikten sonra yerinden kalkıp kazığa bağlı buzağının ipini biraz gevşetmiş.Buzağı az ötede annesinin sütünün kovaya sağılmasını aç karnına izlemeye daha fazla dayanamamış , debelenmiş ve boynundaki ip çözülmüş.Koşarak annesini emmeye giden buzağı süt kovasını devirmiş.

 

Sağdığı süt ziyan olunca sinirlenen genç kadın eline geçirdiği odunu buzağıya vurunca yavru yere yığılmış.

 

Yavrusuna saldırılan inek kayıtsız kalamayıp bir tekmede kadını yere serip öldürmüş.

 

Uzaktan geçmekte olan kadının kayınpederi, ineğin gelinini öldürdüğünü görüp ineği tüfekle vurmuş.

 

Silah sesini duyan koca, karısını yerde cansız yatar, babasını da elinde tüfekle görünce silahını çekip babasını öldürmüş.

 

Kısa bir süre sonra gerçeği öğrenen genç adam, bu acıya dayanamayıp  intihar etmiş.

 

 

Bütün bu olayları bir kenardan izleyen şeytan:

 

“BU FELAKETİ DE BANA YÜKLERLER, BUZAĞININ İPİNİ GEVŞETMEKTEN BAŞKA BEN NE YAPTIM ŞİMDİ” demiş.

 

Bizler yaşamımız da bu ibretlik hikâyede anlatılan olaylarla, aslında her zaman karşılaşıyoruz ama farkında bile değiliz.

Karşılaştığımız olayların sebebini kendimizde aramak yerine işin kolayını bulmuş, ya kaderi böyleymiş der suçu kadere yükler geçeriz ya da şeytana uymuş ne yapalım diye geçiştiririz, suçu kendimizde hiç aramayız bile. Hâlbuki şeytanın bizler üzerinde istediğini yaptırma gücü asla yoktur.

O yalnız nefsimize vesvese verir, bizi dürtükler. Kötüyü güzel gösterebilmek için tuzaklar kurar. İşte bizlerin yanlışı da burada başlar, eğer nefsimizi eğitmemiş, aklımızı devreye sokmamış isek, o yanlışın ardından gideriz. Burada şeytanın bizim üzerinde asla yaptırıcı gücü yoktur, şeytan da zaten aklını kullanmayan kişiler üzerinde etkili olur, onların peşlerinden ayrılmaz. O ipin ucunu gevşetir bizler gerisini yaparız.

Ali İtak - 20 Mayıs 2014

16799

Google, “StreetView Special Collect” kapsamında ziyaretçiler Anıtkabir’i 360 derece panoramik görüntüyle 3D kalitesinde gezerken, sunulan bilgilerle Anıtkabir’i ve Atatürk’ün bıraktığı değerli hatıraları öğrenme imkanına da sahip olacak.

Cumhuriyet döneminin ilk heykeltıraşlarından Hüseyin Anka Özkan’ın heykelleriyle bezeli Aslanlı Yol’dan geçerek tören meydanına ulaşmak, ardından şeref holünü ziyaret etmek, mozolenin önünde saygı sunmak ve Anıtkabir Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi’nde Atatürk’ün eşyalarına göz atmak bu sanal ziyarette sunulanlar arasında. Ayrıca, Atatürk’ün özel kütüphanesi de sanal tur kapsamında ziyaret edilebilecek.

Devamını dileriz…

Ali İtak - 16 Mayıs 2014

Soma’da yaşananlar hepimizin canını yaktı, ateş sadece düştüğü yeri yakmadı hepimizin ocağına ateş düştü. Bu elim olay karşısında söylenebilecek ne var ki? Olayın büyüklüğü karşısında devlet sadece milli yas ilan etmek ile yetinmemeli, her sene çeşitli milli anma etkinlikleri muhakkak yapılmalı…

İnşallah şehit sayısı daha fazla artmaz ve bu gibi facialar inşallah bir daha yaşanmaz. Burada şehit kelimesini özellikle kullanıyorum çünkü bildiğim kadarıyla “helal yoldan rızkını kazanan aile reisi bu amaç uğruna çalışırken ölünce şehit yazılır.” Bende herkes gibi dua ettim ve kabulünü niyaz ettim…

Bu Türkiye tarihinin en büyük maden faciası karşısında yetkililer ve devlet büyükleri olan idarecilerimiz bundan sonra çok sıkı ve gelişmiş ülkelere yakışan tedbirler alır ve varsa suçlular ibaret-i alem için cezasız kalmaz…

Acının milleti olmadığı rihanna gibi,  russel crowe gibi bize taziye mesajları atan ve bizi yalnız bırakmayan TÜRKİYE dostları ile bir kez daha kanıtlanmıştır…

ACIMIZ VE YASIMIZ BÜYÜK…

Ali İtak - 29 Ekim 2013

Uzun zamandır gönlümde bata çıka köfte yeme arzusu yanıp duruyordu ve Cumartesi akşamı Üsküdar evlendirme dairesine gitmişken dedim ki ” hadi şu çok meth edilen filizler köftecisi”ne bi gidelim.”

Tabi yaman bir şekilde daha önceleri gittiğim Sultanahmet köftecisi ve çokça gittiğim merkez efendi köftecisi  deneyimlerim gibi bir beklenti içerisindeyim.

İçeri girdik dört tane tek tip takım giyinmiş hanım bizi çok fazla tebessüm ederek “bunu özellikle söylüyorum çünkü samimiyetsizlik vardı” karşıladı ve kalabalık olmasına rağmen hemen resimdeki gibi kapı kenarında bir masaya oturduk. Garsonların yönlendirmesine mecburen uyduk ve mekanın başka yerlerine bakma imkanımız olmadı. Cam kenarları zaten full çekiyor.

İçerde temizlikçi hanımlar devamlı yerleri süpürüyorlar ve durmayan bir hareket var. Tamam mekanın temiz tutulması ve bunun için çalışılması çok güzel ama devamlı temizlikçi hanımların dolaşması ” yani masaların arasında dört dönmesi” ve kapıdaki kızlar beni yordular. Zaten garsonların devamlı koşuşturması yeterince gözümü ağrıttı.

Genç bir arkadaş geldi ve siparişimizi istedi. O sırada eşim bana masanın üzerinde ama cam altında muhafaza edilen fiyat listesini gösterdi. Ben de genç garson arkadaşa “bu porsiyonda kaç tane köfte var” diye sordum. Cevap çok net “4 adet parmak köfte”.

Tekrar sordum ” sizce benim bu bir porsiyon köfte ile doyma imkanım var mı?

Cevap ” Ben bilemem ki efendim sizin kapasitenizi.”

Cevap karşısında bir buçuk iki porsiyon köfte ve piyaz siparişi verdim. Aslında garson arkadaş çok nazik ve kibardı, çok beyefendiydi, garson arkadaşlar mekandaki tek iyi şeydi.

Ne yazık ki yirmi dakikaya yakın bekledik, eşim artık kalkalım diye pres yapıyor. Dayanamadım yine masaların aralarında koşuşturan birini yakaladım ve servis hızını sordum. En geç on dakikada masada olur dedi. Ben yirmi dakika oldu siparişim gelmedi deyince. Ben hemen ilgilenicem diyerek hızla yanımızdan ayrıldı.

Neyse sonunda siparişimiz geldi ve gelen tahmin ettiğimiz gibi tam bir hayal kırıklığı oldu. Aslında çok açık ve net bir ifadeyle “4 adet parmak köfte” den ne çıkacağını biliyordum ama yine de porsiyonların büyüklüğüne ve sunuma dair farklı bir ümit besliyordum.

Sonuçta sinir ve hayal kırıklığım birbirine karışmış bir şekilde kalktık. Çay bile içmedik. Sinirden nasıl çıktığımı hatırlamıyorum ama aç geldim ve 51.TL hesap ödeyerek aç kalktım.

Bu mekan kendini ” veya hangi gurmeler seçti ise” birinci sıralamaya koymuş, Sultanahmet köftecisi ikinci ve sıralama devam ediyor. Bu sıralamadaki kıstas nedir çok merak ettim ama belli ki bu sıralama içinde fiyat ve porsiyon büyüklüğü unsuru değerlendirmeye alınmamış.

Başka sitelere bakıyorum. Off atıyorlar, tutuyorlar, şunu yiyin, bunu da mutlaka yiyin, hesap yetmedi birde marketten alışveriş yapın, falan filan.

Ya ben bunların hiçbirisini niye göremedim. Köfteler şöyleymiş, böyleymiş, çok lezizmiş vs.

Değil kardeşim işte sıradan ve hiçbir özelliği olmayan İnegöl köfte bu.

İlle bu faiş fiyatı açıklamak  için bir bahane üretmenize gerek yok kendini gurme zanneden şahıslar.

Ama siz kendinizi tanıtıp ta hesap ödemeydiyseniz, ödeyen insanlara da bir sorun.

Ben diyorum ki “Biz denedik, boyumuzun ölçüsünü aldık, ama bir daha asla benim param oraya girmez”.

Şimdi elinizi vicdanınıza koyun ve cevap verin. Her şey boş, aşağıdaki porsiyonla doyulur mu?

 

Ali İtak - 29 Nisan 2013

Renklerin ustası olarak anılan büyük bir ressamın öğrencisi eğitimini tamamlamış. Büyük usta öğrencisini uğurlarken, yaptığı resmi şehrin en kalabalık meydanına koymasını ve yanına da kırmızı bir kalem bırakmasını, halktan beğenmedikleri yerlere çarpı koymalarını rica eden bir yazı iliştirmesini istemiş. Öğrenci birkaç gün sonra resme bakmaya gittiğinde resmin çarpılar içinde olduğunu görmüş.

Üzüntüyle ustasına gitmiş. Ustası genç ressama üzülmemesini ve yeniden resme devam etmesini önermiş. Öğrenci resmi yeniden yapmış. Usta yine resmi şehrin en kalabalık meydanına bırakmasını istemiş ,fakat bu kez yanına bir palet dolusu çeşitli renklerde boya ile birkaç fırça koymasını ve yanına da insanlardan beğenmedikleri yerleri düzeltmesini rica eden bir yazı ile bırakmasını önermiş.

Öğrenci denileni yapmış.. Birkaç gün sonra bakmış ki resmine hiç dokunulmamış. Sevinçle ustasına koşmuş. Usta ressam şöyle demiş:

“İlkinde insanlara fırsat verildiğinde ne kadar acımasız bir eleştiri sağanağı ile karşılaşılabileceğini gördün.

Hayatında resim yapmamış insanlar dahi gelip senin resmini karaladı. İkincisinde onlardan yapıcı olmalarını istedin. Yapıcı olmak eğitim gerektirir.

Hiç kimse bilmediği bir konuyu düzeltmeye cesaret edemedi.

” Emeğinin karşılığını, ne yaptığından haberi olmayan insanlardan alamazsın.
Sakın emeğini bilmeyenlere sunma ve asla bilmeyenler ile de tartışma…”

Hayatımız aslında bu ressamın anlatmaya çalıştığı olaylarla doludur. Bizi anlamayanlara anlatmak için, sevmeyenlere kendimizi sevdirmek için, yetersiz insanlara aslında ne kadar becerikli ve yetenekli olduğumuzu kanıtlamak için, istemediğimiz bir şeyleri istiyormuşuz gibi davranmak için ömrümüzü harcarız.

Sonra bakarız ki boşa harcanmış, yok olmuş gitmiş bir hayatın posasıyla kalakalmışız.

O nokta başlangıçlar için bazen çok geç olabilir, yorgun düşmüş yürek yeni heyecanları göze alamayabilir.

Biz hayatımızı bu anlamda boşa harcamadan fark etsek ne güzel olurdu, hayatın sadece bize sunulmuş bir armağan olduğunu ve bu armağanın en iyi bizim tarafımızdan kıymetinin bilineceğini, başkalarına bu kadar kolayca sunmamamız gerektiğini, doya doya yaşadığımız hayatımızın keyfini sürmenin de sadece bize ait olacağını ve kimsenin bizi sevmek zorunda olmadığını, sevmedikleri için de dünyanın sonu olmayacağını bir bilseydik ne güzel olurdu…

Hayatlar kişiye özeldir ve sadece bir kişiliktir. Başkalarına kullandırmayın, başkalarını kullanmayın…

Siz her şeyin başının eğitim olduğunu bilin yeter, eğitim dediğimiz şey de kişisel olgunluk ve farkındalıktır.

Ne olduğumuzun, kim olduğumuzun, kim olamayacağımızın farkında olmaktır.